|
Bir çok kişi hukukun statik bir kurallar bütünü olduğunu düşünür. Oysa durum tam tersidir. Hukuk, değişen toplumun bir parçası olarak kendiside sürekli değişen bir kavramlar bütünüdür. Dünya hızla bir globalleşme atmosferine doğru yol aldığına göre ülkemizde de hukukun bu değişime ayak uydurması gerekir. Bu uyum, önümüzde ki sürecin en temel unsurlarından birisidir. Uyuşmazlıkların analizinde ve çözümünde artık dar kalıplara sıkışmış bir bakışın yerini daha geniş vizyon,sağduyu ve süratli çözümlerin alması gerekir. Bu çerçevede evrensel hukuk normları öne çıkmakta ve yeni bir anlayış gelişmektedir. Bu yeni anlayışın temeli uyuşmazlıklar çıkmadan önlem almakta yani koruyucu hukuk anlayışının geliştirilmesindedir. Anlaşmazlıkları kaynağında, yani ortaya çıkmadan düzenleyen hukuk bir çok kavramıda beraberinde getirir. Öncelikle hak ve ödev kavramını sindirebilmiş yaygın bir bilinç gereklidir. Haklarını ve ödevlerini idrak edemeyen bir toplumda, hukukun sadece sonuçları düzenlemekten başka çaresi yoktur. Toplumun daha geniş haklar talep edebilmesi ve ödevlerini de gönüllüce yapması ise demokrasiyi gerektirir. Özgürlük ancak özgür bir ortamda serpilip gelişir. Demokrasinin olmadığı yerde devlet vatandaşlarına hep kuşkuyla bakar. Bu kuşkunun bir sonucu olarak hukuku düzenlerken hep sınırlayıcı, engelleyici hükümler getirir. Bunun en güzel örneği son anayasamızdır. Burada temel hak ve özgürlükler düzenlenirken evrensel hukukun bir gereği olarak özgürlükleri sıralamış, fakat hep altlarına “ama” sözcükleri ile verdiği özgürlüğü boşa çıkaran engeller koymuştur. Bu bakış, baştan beri açıklamaya çalıştığımız evrensel hukuk normlarına, çağdaş anlayışa, toplumun gelişmesine, ve çağın gerektirdiği yeni vizyona terstir. Türkiye artık bu anlayıştan kurtulmalı, ekonomik alanda olduğu gibi bazı sosyal alanlarda da devlet bazı işlerden elini eteğini çekmelidir. Örneğin kamunun denetimini kendisi yapmak yerine bunu sivil toplum örgütlerine bırakmalıdır. Sivil toplum kuruluşlarının daha etkin olduğu bir yapı, daha demokratik daha çağdaş bir yapıdır. Çağın vizyonuna ve evrensel hukuk normlarına da uygundur. Fakat benim “sivil toplum kuruuluşlarına” da birkaç eleştirim var. Bu kuruluşların bir çoğuda devlette olduğu gibi bürokrat ve antidemokratik bir anlayışla idare edilmektedir. Öyle sendikalar, odalar, partiler, meslek kuruluşları vardır ki; gidin bakın yöneticisi 15-20 hatta 30 yıllıktır. Bu yapıyla devletin bazı işlevlerini bunlara bırakmak bir başka oligarşik yapı ortaya çıkarmak sonucunu yaratacaktır. Öyleyse sorunun çözümü dönüp dolaşıp “birey” e gelmektedir. Birey, bulunduğu her kesimde, her sosyal alanda daha etkin, daha katılımcı olmadıkça sorunun gerçek bir çözümü yoktur. Önümüzdeki süreçte hukuk yeniden şekillenecek, yeni bir vizyona, yeni bir anlayışa sahip olacaksa önce buradan başlamalı ve bireyin katılımını arttıran, hak ve ödev bilincini geliştiren, hukuku, koruyucu hukuk olacak şekilde yeniden ele alan bir yapı ortaya çıkarılmalıdır. Bu anlayış eninde sonunda yerleşecektir. Fakat önümüzde çok zorlu ve uzun bir süreç bulunmaktadır. Statükonun değişmesini istemeyenlerin sayısı ve gücü azımsanacak gibi değildir. Tekrar buluşmak dileğiyle... Av.Birant Esinoğlu
|