|
Yazının başlığındaki “imaj” kelimesi, iş yaşamında çoğu kez sahte bir şeyleri çağrıştırır. İş yaşamında imajdan bahsetmek, çoğu kez insanların sahip olmadıkları özellikleri göstermeleri olarak algılanır. Hiç azımsanmayacak kadar yaygın bir başka kanı ise imajın “insan ambalajı” (giyimi, kuşamı vs.) olduğudur. Oysa imaj ne sahte bir şeydir, ne oyundur, hiledir nede giyim kuşamdan ibarettir. İmaj bir iletişimdir. Kendimiz hakkında dış dünyaya yaydığımız, yeteneğimiz ve bilgimiz, kim olduğumuz ve neyi ne kadar yapabileceğimiz hakkında bir duyurudur. İmaj madem ki malumun ilanıdır, öyleyse aslına uygun olmalıdır. İmajımız, etkilemeye çalıştığımız insanları aldatmak için bir paketleme değil, mevcut duruma uygun hale getirilmiş sunuma dair bir etkinliktir. Etkin bir sunumun olmazsa olmaz iki önkoşulu vardır. Bunlardan birincisi kendimizi iyi tanımamız, İkincisi bulunduğumuz ortamı iyi tanımamızdır. Bu çift başlı gerekliliğin herhangi birinde yanılmak bizim imajımızın etkinliğini düşürür veya yok eder. Bu yüzden hem kendimize hemde bulunduğumuz ortama dair değerlendirmelerimizi doğru yapmak zorundayız. Eğer kendimize ve bulunduğumuz ortama dair doğru ve yeterli değerlendirmelere sahipsek imajın etken olmasını sağlayan diğer ögelerini uygulamaya koyabiliriz. Bunun birinci şartı ilk izlenimde kalıcı etki bırakmaktır. Her birimizin ilk karşılaştığımız kişiyle ilgili olarak birkaç saniye içinde bir kanaat edindiğimizi söylemeye bile gerek yok. Bu birkaç saniye içinde neler olup bitmektedir? Karşımızdaki kişi neyi esas alarak bizimle ilgili bir kanata varmaktadır? İlk birkaç saniyenin ilk teması yüze yöneliktir. Yani herkes ilk kanaatini karşıdakinin yüzüne bakarak edinmektedir. Bu yüzden kalın koyu camlı gözlükler, sakal, kaş göz işaretlerinin dengesizliği, saçları düzeni ilk izlenimi baltalayan yada etkinleştiren şeylerin başında gelir. Karşımızdaki kişinin bizi süzerken ikinci adımı baştan aşağıya doğru kayar. Daha değişik bir ifade ile görsel kontrol başla başlar ayakla biter. Demek ki yüz ifadesinin yanında giyim kuşam da karşıya bir fikir verir. Pejmürde bir kıyafet altın gibi bir kişiliği ilk birkaç saniyede değersiz kılabilir. İlk birkaç saniyede ki bir başka şey kokudur. Hoş bir koku puan kazandırırken tersi puan kaybettirebilir. İlk izlenimdeki son şey, dokunma (tokalaşma vs.) ile biter ve böylece karşımızdaki kişi bizi beş duyusuyla tartmış ve bize dair bir kanaate varmış olur. İlk izlenim değiştirilemez mi? Elbette değiştirilebilir. Fakat pozitif bir adımla başlamanın yerini hiçbir şey tutmaz. İlk izlenimden sonra iletişimin ve imaj etkinliğinin ikinci adımı başlar. Bu adımın temel karakteri konuşma etkinliği üzerine oturmasıdır. Konuşmada ses tonu, gramerin kullanılışında ki ustalık imajın temel kaynaklarını oluşturur. Örneğin yüksek sesle konuşmak gergin, sinirli veya heyecanlı bir durumun göstergesi olabilir. Konuşmanın şekli ve üslubun niteliğinin imaj açısından önemli olduğuna kuşku yok. Fakat bundan daha önemlisi konuşurken ne söylendiğidir. Ev ödevini yapmamış bir kişinin konuşması imaja dair tüm olumlulukları paramparça edebilir. Konuşurken içeriği destekleyen temel şeylerden birisi de beden dilidir. Beden dilini kullanma konusunda ki ustalık içeriğin gücünü arttırırken, karşıdaki insana özgüven duygusu verebilmelidir. Sonuç olarak, karşımızdaki kişiyle nasıl ilişki kuruyoruz? Yüz ifademiz nasıl? Ses tonumuz? Kendimizi nasıl ifade ediyoruz? Her an tetikte miyiz, yoksa rahat mı? Gergin mi, gevşek mi? Nasıl tanınmayı isterdik? Bu sorulara nasıl yanıt vermeyi düşünüyorsak öyle davranmalıyız. Dışsal görüntüden içsel imajımıza geçerek (buradan yola çıkarak) insanların bizi algılamalarını değiştirebiliriz. Yeterki imajın bir insan kandırma yolu değil, tavrımızı ve niteliklerimizi ifade etmenin etkili bir iletişim aracı olduğunu anlamış olalım. Tekrar buluşmak dileğiyle… Av.Birant Esinoğlu
This e-mail address is being protected from spam bots, you need JavaScript enabled to view it
|