|
Kobi’ler bilindiği gibi varolan tüm işletmelerimizin %98’ini oluşturmaktadır. Bu gerçek, hemen herkesin dikkatini bu işletmelere yoğunlaştırmasına, ekonominin temel kaldıraçları olarak bu işletmelerle ilgilenmesine yol açmaktadır. Bu bağlamda Kobi’lerle ilgili onlarca araştırma ve inceleme yapılmıştır. Bu incelemelerin hemen hemen çoğunluğunun ortak sonucu Kobi’lerde kurumsallaşmanın geçekleştirilemediği, bu nedenle göreceli olarak yeterince verimli ve karlı çalışmadıkları kanaatidir. Bu kanaati bende paylaşıyorum. Ben bu kanaati bir araştırmaya değil, kendi kişisel gözlemlerime dayanarak edindiğimi söylemeliyim. Yaptığım iş gereği bir çok küçüklü büyüklü işletme sahibi ile yüz yüze görüşmek imkanım oldu-oluyor. Bu görüşmelerde işletmelerimizin çoğunun aile işletmeleri olduğunu, bizzat onlar tarafından yönetildiğini gözlemledim. Bu gözlemlerimden birinde rastladığım tabloyu aktarmak sanırım size daha açık bir fikir verecektir. Bir eşofman imalatı yapan, yaklaşık kırk kişinin çalıştığı bir firmayla randevum vardı. Firmaya gittiğimizde muhasebe için bir oda, patron için bir oda ve sekreter için bir oda olmak üzere toplam üç oda bulunmaktaydı. Bunun dışında üretim yapılan makinelerin bulunduğu büyük açık bir alan vardı. İşletmede ilk göze çarpan şey; her şeyin darmadığınık olduğu, bir tane bilgisayarla çalışıldığı, o bilgisayarında epeyce eskimiş olduğuydu. Telefonlara bakan sekreter hem çay servisi yapıyor, hem muhasebeye yardım ediyor, hemde diğer bürokrasiyle ilgili işleri yürütüyordu. Muhasebe için kullanılan odada patronu beklemeye başladık. Patron biraz sonra iş önlüğüyle birlikte geldi. Bizden üretim hattındaki bir problemle uğraşmak zorunda kaldığı için geciktiğini belirterek özür diledi. Biraz sonra sohbete başladık. Biz işletmedeki marka ve tasarımların tescili için oradaydık Doğal olarak böyle bir konuda patronun karar vermesi gerekirdi. Fakat sohbet ilerleyince patronun sadece bu konuda değil, orada hemen her şeyle ilgili kararlar verdiğini ve hatta çoğunu kendisinin yaptığını anladık. Patron, siparişlerle, ödemelerle, pazarlamayla, insan kaynaklarıyla, tahsilatların yapılmasıyla, ustabaşısı olmasına rağmen (başında olmazsan çok hata oluyor gerekçesiyle!) bizzat üretimin yürütülmesiyle; yani muhasebe kayıtlarının (ön kayıtların) tutulması dışında işletmede hemen her şeyle patron ilgileniyordu! Hal böyle olunca patronun ne durumda olduğunu kestirebilirsiniz; başını kaşımaya zamanı olmayan, sabahın köründen gecenin geç saatlerine kadar çalışan, ağır stres altında bir insan! Bu durum onu iyice boğmuş olacak ki kuzenlerinden birisini tahsilatlarla, satışlarla ilgilenmesi için yanına almıştı. Fakat kuzenin iş bilmemesinden dolayı çoğu kez onun işini de kendisi yürütüyordu. Bu Kobi örneğindeki durumun aşağı yukarı tüm Kobilerde varolduğundan emin olabilirsiniz. Belki bazısında yardıma gelen aile fertlerinin sayısı daha fazla olabilir. Ama durum yukarıdaki örnekten çok farklı değildir. Bu durumda olan bir işletmenin karlı ve verimli çalışması beklenebilir mi? Bence bu mümkün değildir. Her ne kadar esneme yeteneği nedeniyle uzun süre yaşamayı başarsalar bile bu tür işletmelerin verimlilik ve karlılığı arttırmaları pek mümkün değildir. Yukarıdaki örnekteki patronu düşünün; sosyal faaliyetlere ailesine zaman ayırmayı bırakın, gazete okumaya bile zamanı yoktur. Patronu bu çalışma aşkı ve becerisi nedeniyle takdir etmek gerekir. Fakat işletmenin bu şekilde başarılı olabileceğini düşünmek ise güçtür. Bana göre patron kendi görev tanımını yanlış yapmıştır. Tasarruf ve insan çalıştırmanın zorlukları nedeniyle her işi kendisinin yürütmesini belki makul kabul edebiliriz. Fakat bu işletmede hataların hat safhada olduğundan, müşteri şikayetlerinin yoğunluğundan da kuşku duymamak gerekir. Çünkü bir insanın çalışma kapasitesi bellidir ve günde sadece 24 saattir! İşte kurumsallaşmanın gerekliliği tamda bu noktada ortaya çıkmaktadır. Kurumsallaşma her şeyden önce bir sistem yaratmaktır. Sistem denilen şey ise; bir iş bölümü, bir hiyerarşi bir organizasyondur. Kobi’lerimizin başlaması gereken yer burasıdır. Av.Birant Esinoğlu
|