|
Hemen herkes Türkiye ekonomisinin lokomotifinin kobiler olduğunu kabul etmektedir. Fakat genel olarak kobilerin ne olduğu, ne durumda bulundukları, gelişim çizgilerinin ne yönde ilerlediği pek fazla bilinmemektedir. Bu konuda derli toplu bir çalışmaya daha önce rastlamamıştım. Fakat 11-12 Aralık 2004 de yapılmış kobi kongresine ilişkin bir çalışma elime geçti. Çok kapsamlı bir çalışmanın ürünü olan bu veriler, gerek kobiler gerekse Türkiye ekonomisi hakkında çok önemli bilgiler sağlıyor. Her şeyden önce bilinmesi gereken ilk şey bir kobinin ne olduğu. Mevcut çalışmaya, KOSGEP’e, Devlet İstatistik Enstitüsüne ve Avrupa Birliği’ne göre KOBİ tanımı ortalama olarak şöyle yapılıyor: 1-9 kişi arasında personel istihdam eden işletmeler çok küçük, 10-49 arası personel istihdam eden işletmeler küçük, 50-250 arasında personel istihdam eden işletmeler orta büyüklükte işletmeler olarak kabul ediliyor. Tabii birde bu tanıma mali durum tablosu ilave ediliyor. Buna göre 1-9 kişi çalıştırıp 400 milyarın altında ciro yapan işletmeler çok küçük, 10-49 arasında personel istihdam edip 400 milyardan fazla ciro yapan işletmeler küçük, 50-250 kişi arası ve 400 milyardan küçük ciro yapan işletmeler orta büyüklükte işletmeler olarak kabul ediliyor. Aynı araştırmada kobilerin işletme sayısı bakımından genel olarak tüm işletmelerin %97’den fazlasını oluşturduğu görülüyor. Bu durum ister gelişmiş, isterse gelişmekte olan ülkeler bakımından diğer ülkelerden herhangi bir farklılık göstermiyor. Bu yüzden hemen hemen tüm ülkeler gelişim stratejilerini bu işletmeler üzerine kurmaya çalışıyor. Bir ülkenin kobileri ne kadar rekabetçi özelliklere sahip olursa, o kadar ekonomik büyüme düzeyine erişiyor. Kobilerin diğer bir önemi istihdamı arttırıcı özelliklere sahip olmaları. Serbest rekabet düzeninin uygulandığı her yerde bir işsizlik problemi meydana geldiğinden kobilerin bu özelliği çok daha önemli hale geliyor. Ekonomiye bu katkılarına karşın katma değer katkıları, değer yaratma nitelikleri oldukça düşük. Bu durum kobilerin göreceli olarak verimliliklerinin düşüklüğünden kaynaklanıyor. Temel sorun işte bu noktada odaklanıyor. Öyleyse şu sorunun yanıtlanması gerekir: Kobilerin verimliliği nasıl arttırılabilir? Bu sorunun cevabını ele almadan önce verimlilikten ne anlamak gerektiğini belirtmekte yarar var. Verimlilik, “iç ve dış pazarlarda rekabet eden bir işletmenin kalite, satış sonrası hizmetler ve imaj gibi kozları arasında-tüm bu kozlara etki eden yapısı ile-seçkin bir yer tutmaktadır. Bir işletme, ürettiği mallara yönelik talebi sürekli kılabilmek ve böylece pazarlarda tutunabilmek için ürün kalitesini yükseltmek, satış sonrasında sunduğu hizmetleri geliştirmek ve imaj yaratmak için olduğu kadar, verimlilik düzeyini arttırmak için de savaş vermek zorundadır.” (Başkent.edu.tr/verimlilik nedir?Eylül 2004) Verimlilik bu haliyle iki kategoride ele alınıyor: “birincisi ürün, ekipman, teknoloji, malzeme, enerji gibi katı faktörler, ikincisi insan kaynakları, sistemler, çalışma yöntemleri, yönetim biçimleri gibi yumuşak faktörler. Bu ikisi içsel faktörler, ekonomik konjontür, doğal kaynaklar, hükümet ve sosyal yapı gibi durumlarda dışsal faktörler olarak değerlendiriliyor. “(Aylin Pira-E.Pelin Baytekin) Verimliliğe ilişkin bu alanlarda yapılacak çalışmalarda çok değişik teknikler, stratejiler eğitimler izlenebiliyor. Bu anlamda Kosgep’in yaptığı çalışmalar bana göre çok değerli çalışmalar. Bu kapsamdaki çalışmaların son yıllarda son derece iyi sonuçlar verdiğini ben uygulama içinde görmek fırsatını buldum. Ar-ge’den eğitimlere, kaliteye kadar bir dizi verilen destek finansman sıkıntısı çeken kobiler için oldukça önemli bir olanak. Fakat son günlerde bu desteğin kesildiği, ödemelerin durdurulduğu yönündeki açıklama ve uygulamalar sadece kobilere değil ülke ekonomisinin gelişimine de zarar verebilecek nitelikte uygulamalardır. Bu yanlıştan en kısa zamanda dönülmesini diliyorum. Haftaya buluşmak dileğiyle… Av.Birant Esinoğlu
|